Kıymetli Takipcilerim ve Dostlarım..
Nereden başlamalı, hangi cümlenin ucundan tutmalı… İnanın, insan bazen kendi sözlerinin ağırlığı altında eziliyor. Çünkü mesele basit değil; mesele sadece birkaç gün içinde yaşanan acı olaylar da değil. Evlatlarımıza, öğretmenlerimize yönelen o münferit saldırıları elbette kınıyorum. Ama asıl sormamız gereken soru şu: Biz bu hale nasıl geldik?
Gerçekten hiç dönüp kendimize baktık mı?
Aile dediğimiz o temel yapı ne zaman çatlamaya başladı? Hangi değeri kaybettik de bugün bu kadar yabancılaştık hem kendimize hem çocuklarımıza? Kolay olanı seçip “onlar cani, onlar katil” demek istemiyorum. Çünkü acı ama gerçek: Her birimizin içinde ihmal edilmiş bir sorumluluğun payı var. Her anne, her baba, her birey bu gidişatın bir yerinde duruyor.
Asıl mesele şu: Biz neyi unuttuk?
Önce maneviyatı kaybettik. Sonra maddiyatın peşine düştük. Daha da ötesi, bizi biz yapan değerleri, inançlarımızı, köklerimizi unuttuk. Kimin evladı, kimin torunu olduğumuzu unuttuk. Dünya hırsı gözümüzü öyle bir bürüdü ki; borç, faiz, gösteriş derken başımızı kaldıramaz hale geldik. Sırf birilerine “iyi görünebilmek” uğruna kendimizi tüketmeye başladık.
Belki içinizden “abartıyorsun” diyenler vardır. Ama bir düşünün… Daha hayata yeni atılan bir genç, eline geçen ilk parayla ne yapıyor? Kredi çekip en pahalı telefonu cebine koyuyor. Sonra o telefonun taşıdığı hayatın içine giriyor; lüks mekânlar, gösteriş, bitmeyen bir tüketim arzusu… Bir süre sonra o genç artık kendisi olmaktan çıkıyor.
Biraz daha yakından bakalım. Daha iyi yaşamak, daha zengin görünmek uğruna borca batan, yanlış yollara sapan, sonunda hayattan kopan nice insan görmedik mi? Sadece bir “görünüş” uğruna hayatını kaybedenler, umutlarını yitirenler…
Oysa biz kimdik?
Bir hasırın üstünde, bir bardak suyla, bir hurmayla yetinmeyi bilen bir medeniyetin çocukları değil miydik? Sabırla, kanaatle, şükürle büyüyen bir geçmişin mirasçıları değil miydik? Ne oldu da bu kadar savrulduk?
Cevap aslında çok acı: Biz teknolojiye yenilmedik, biz kontrolsüzlüğe yenildik. Biz yokluk içinde büyüyen anne babaların çocuklarıydık. Ama kendi çocuklarımızı sınırsız imkânlarla büyütürken sınır koymayı unuttuk.
“Sussun” diye telefon verdik.
“Ders çalışsın” diye tablet uzattık.
“Ağlamasın” diye ne istediyse aldık.
Çünkü biz görmemiştik… Onlar görsün istedik.
Ama şunu hiç düşünmedik: Hayat gerçekten böyle mi başlar?
Bizler çocukken hata yapmaktan korkardık. Öğretmenin karşısında saygıyla dururduk. Bir yanlış yaptığımızda sonuçlarına katlanırdık. O disiplin bizi hayattan koparmadı; aksine hayata hazırladı. Çünkü evde başlayan terbiye, okulda şekillenir, toplumda anlam kazanırdı.
Bugün ne oldu?
Çocuklarımızın her isteğini yerine getirdik ama onlara “hayır” demeyi öğretmedik. Kendi hayat mücadelesine o kadar daldık ki, onların hayatından koptuk. Sonra bir baktık; ya bağımlılıkların içine düşmüşler ya da sanal bir dünyanın içinde kaybolmuşlar.
Bir zamanlar yırtık ayakkabıyla gezen bizlerdik. Ama mutluyduk.
Şimdi en pahalı ayakkabılar onların, ama yüzlerinde o sevinç yok.
Bir zamanlar bayramlık bir elbise için gün sayardık.
Şimdi bayram geliyor, kimsenin umurunda değil.
Çünkü biz sadece eşyayı değiştirmedik; anlamı da değiştirdik.
Aile büyüklerini ziyaret etmeyi bıraktık. Birlikte geçirilen zamanı ekranlara sattık. Değerlerimizi teknoloji ve parayla takas ettik. Çocuklarımızı koruyalım derken onları hayattan uzaklaştırdık. Bir öğretmenin uyarısını bile kabullenemez hale geldik.
Ve şimdi sonuçla karşı karşıyayız.
Sorunun adı çocuklar değil.
Sorunun adı öğretmenler değil.
Sorunun adı toplumun kendisi… yani biziz.
Çocuklarımıza zaman ayırmak yerine her istediklerini verdik. Disiplin yerine özgürlük adı altında başıboşluk sunduk. Sevgiyle sınır koymayı karıştırdık.
Ve ortaya ne çıktı?
Kocaman bir boşluk…
Belki daha anlatılacak çok şey var. Ama asıl mesele yazmak değil, görmek. Görmek değil, kabul etmek. Kabul etmek değil, değiştirmek.
Çünkü değişim hâlâ bizim elimizde.
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş yaralan başta Öğretmenlerimize ve öğrencilerimize Allah'tan şifa dilerim. Vefat edenlere ise Allah'tan rahmet diliyorum.
Saygılarımla…














