Kıymetli Okurlarımız,
Sanat, siyaset ve spor dünyası ne yazık ki birbirine iç içe geçmiş, yozlaşmanın ve ahlaki erozyonun hız kazandığı alanlar haline gelmiştir. Bugün parayı ve makamı bulan, sınır tanımadan azmakta; uyuşturucu, kumar ve fuhuş gibi karanlık bir yaşam biçimine yönelmektedir. Elbette bireylerin özel ve cinsel hayatı toplumun doğrudan konusu değildir. Ancak, bu sapkınlık ve ahlaksızlık, sahip olunan makam ve yetki ile halkın hakkı gasp edilerek yürütülüyorsa, durum artık kamusal bir meseledir.
Özellikle siyasette, hırsızlık ve yolsuzluk yapan kişiler zamanla ahlaki olarak da çökmekte, şatafat ve lüks içinde bir hayatı normalleştirmektedir. Kolay ve yorulmadan kazanılan paranın sonucu, kısa sürede sadece maddi değil, manevi yozlaşmadır. Haramdan gelen servet, çoğu zaman haramla tükenir; kara, deniz ve hatta havada işlenen fuhuş haberleri bunun en çarpıcı örnekleridir.
Genelleme yapmak istemesek de, sağcısından solcusuna, milliyetçisinden liberaline birçok siyasetçinin sanatçılar ve sporcularla ilişkiler üzerinden ahlaki sınırları aşması artık sıradan bir durumdur. Kamuoyunun gündeminde sadece bir belediye başkanının kaçamağı konuşuluyor; oysa yapmayan siyasetçilerin sayısı parmakla gösterilecek kadar azdır. Rahat para kazanan siyasiler azmakta, hayal dünyaları genişlemekte ve kamu hizmeti yerine haz ve şehvet peşinde koşmaktadır. Beyinler alt tarafa çalışmakta, akıllar hizmete değil, eğlence ve şehvete odaklanmaktadır.
Bu tablo, ister seküler ister dindar olsun tüm siyasetçiler açısından vahimdir. Seküler siyasetçiler günah işlemesine rağmen namaz ve dini vecibeleri yerine getirebilirken, dinci kisveli bazı siyasetçiler dini, kendi arzularını meşrulaştırmak için araç olarak kullanmaktadır. Yurtdışından getirilen hayat kadınları, fuhuş ve rüşvet ilişkileri, sadece bireysel ahlaksızlık değil, aynı zamanda ülke ekonomisine ve toplumun değer yapısına da zarar vermektedir.
Burada asıl sorgulanması gereken nokta, “biz Allah için siyaset yapıyoruz” iddiasındaki partilerin, bu tür sapkın ilişkileri ayyuka çıkmış kişilere nasıl görev ve yetki verdiğidir. Elbette tüm dindar siyasetçiler bu kapsama girmez; fakat halkın gözü önünde yaşanan bu yozlaşma, siyasi etik ve ahlakın ne kadar ihmal edildiğini açıkça göstermektedir.
Sonuç olarak, her partinin kendi içinde hırsızı, sapığı ve yozlaşmış bireyi bulunmaktadır. “Bizim hırsızımız bir şey yapmaz, bizim sapığımız sorun yaratmaz” anlayışı, toplum için ciddi bir tehlikedir. Ancak unutulmamalıdır ki, her zevkin ve sefahatin bir bedeli vardır; ister bu dünya olsun, ister öteki hayat. Kamu görevi, şatafat ve kişisel hazlar uğruna istismar edilemez.














