Kıymetli Dostlarım,
Kahramanmaraş’ta sekizinci sınıf öğrencisi bir çocuk… Kağıt üzerinde kusursuz görünen bir aile: Emniyet teşkilatında üst düzey bir baba, edebiyat öğretmeni bir anne. Dışarıdan bakıldığında “örnek” sayılabilecek bu tablo, nasıl olur da böylesine karanlık bir sonla sonuçlanır? Okula silahla girip arkadaşlarını ve öğretmenlerini katleden bir çocuğun hikâyesi, artık sadece bireysel bir trajedi değildir. Bu olay, yıllardır görmezden gelinen derin bir toplumsal çürümenin kanlı bir yansımasıdır.
Bu felaketi yalnızca “güvenlik açığı” ya da “eğitim sistemi sorunu” diyerek açıklamak kolaycılıktır. Asıl mesele daha derinde, daha sarsıcı bir yerde yatıyor: Aile yapısındaki zayıflama, değerler sistemindeki erozyon ve kontrolsüz teknoloji bağımlılığı.
Eğitim Ailede Başlar, Ekranda Kaybolur
Bir çocuğun ilk öğretmeni ailesidir. Sevgi, sınır, saygı ve otorite duygusu ilk kez evde şekillenir. Ancak modern dünyada çocuk, bir birey olarak değil; başarıya programlanmış bir proje gibi yetiştiriliyor. Manevi değerler geri plana itilirken, rekabet ve performans ön plana çıkarılıyor. Sonuç ise ruhsal olarak ihmal edilmiş, duygusal olarak yalnızlaşmış bir nesil.
Susturulan Çocuklar, Kaybolan Ruhlar
Ağlayan bir bebeği susturmak için verilen telefon, sıkılan bir çocuğu oyalamak için sunulan tablet… Bunlar basit çözümler gibi görünse de aslında derin bir ebeveynlik krizinin işaretleridir. Çocuğu ekranlara teslim etmek, onu büyütmek değil; onu sahipsiz bırakmaktır.
Sanal dünyanın karanlık köşelerinde büyüyen çocuklar, gerçeklik duygusunu yitiriyor. Şiddetin sıradanlaştığı, suçun cazip gösterildiği içeriklerle beslenen zihinler; zamanla merhameti değil, gücü yücelten bir bakış açısına sürükleniyor.
Asıl Sorun Nerede?
Gerçek şu ki sorun çocuklarda değil. Sorun; kendini geliştirmeyen, çocuk psikolojisini önemsemeyen, iletişim kurmak yerine susturmayı tercih eden ebeveynlerde. Kitapla bağı kopmuş, rehberlikten uzak bir ebeveyn profili, çocuğunu hayata değil, belirsizliğe hazırlıyor.
Çözüm: Toplumsal Bir Uyanış
Bu gidişatı durdurmak için bireysel çabalar artık yeterli değil. Ailelere yönelik bilinçlendirme programları, dijital bağımlılıkla mücadele politikaları ve çocuk psikolojisine dair yaygın eğitimler bir zorunluluk haline gelmiştir. Bu bir tercih değil, bir mecburiyettir.
Ancak en önemlisi, insanı sadece fiziksel bir varlık olarak değil; ruhu, vicdanı ve ahlakıyla bir bütün olarak gören bir eğitim anlayışına dönmektir. Değerlerini bilen, merhameti güçlü, sorumluluk sahibi bireyler yetiştirmek; sadece bir ideal değil, bu toplumun varlığını sürdürebilmesi için bir zorunluluktur.
Bugün yaşananlar birer “istisna” değil, yaklaşan tehlikenin habercisidir. Eğer hâlâ görmezden gelmeye devam edersek, yarın çok daha ağır bedeller ödemek zorunda kalabiliriz.














