Şanlıurfa, tarihi İpek Yolu güzergâhının en eski ve en kadim yerleşim yerlerinden biridir. Doğuyu Batı’ya bağlayan ticaret yollarının kavşağında yer alması, bu şehri tarih boyunca bir cazibe merkezine dönüştürmüştür. Sayısız medeniyet bu topraklarda hüküm sürmüş; her biri kendi izini, kendi mührünü bırakmıştır. İşte bu nedenle bugün Urfa, dünya arkeolojisi ve kültürel mirası açısından son derece özel ve eşsiz bir konuma sahiptir.
Şanlıurfa’nın tarihi, yalnızca birkaç yüzyıl ya da birkaç bin yıl öncesine değil, tam 12 bin yıl öncesine uzanır. Göbekli Tepe, Karahantepe, Nevali Çori ve Sayburç kazılarında elde edilen bulgular, buranın dünyanın bilinen en eski Neolitik yerleşim bölgelerinden biri olduğunu ortaya koymaktadır. Balıklıgöl ise sadece tarihi değil, inanç boyutuyla da bu şehrin kalbinde yer almaktadır.
Şanlıurfa; birçok peygambere, medeniyete ve kültüre ev sahipliği yapmış; dinlerin, dillerin, ırkların ve geleneklerin buluşup kaynaştığı müstesna bir şehir olmuştur. Üç semavi dine ev sahipliği yapmış, ilk üniversitenin kurulduğu, ilk tarımın yapıldığı topraklar olarak insanlık tarihine yön vermiştir. Tarih, bilim, hukuk, inanç, sanat ve edebiyat alanında insanlık kültürünün oluşumuna büyük katkılar sunmuş kadim bir merkezdir.
Enbiyası, evliyası, ereni ve ermişiyle gönül sultanlarının mekânı; muhabbetin ve hoşgörünün başkenti olmuştur.
Ancak ne acıdır ki bugün dönüp baktığımızda, komşumuz Gaziantep kadar şehircilik, ulaşım, spor ve üretim alanlarında başarılı bir tablo göremiyoruz. Şehir planlamasındaki eksiklikler, trafik sorunu, tarım ve istihdamdaki yetersizlikler, üretim ve işletme alanındaki zayıflıklar; köylüye ve çiftçiye verilen desteğin sınırlı kalışı, Urfa’nın adeta büyümüş ama planlanamamış bir beton yığınına dönüşmesine neden olmaktadır.
Oysa şehir planlaması, sadece bugünü kurtarmak değildir. En az yüz yıl sonrasını düşünerek alternatif yolların, akıllı trafik sistemlerinin, altyapının, park ve bahçelerin, spor alanlarının, semt sahalarının, pazar yerlerinin, okulların ve ibadethanelerin planlanması gerekir.
Yıllardır gençlerin semt sahalarında sağlıklı spor yapabilmesi için mücadele eden Sayın Müslüm Beyoğlu’nun çabalarına yakından şahit olmuş biri olarak, verilen sözlerin unutulmasının ne kadar kırıcı olduğunu da gördüm. Gaziantep’te uluslararası standartlara uygun futbol semt sahalarını görünce ülkem adına sevinirken, Urfa adına üzülmemek elde değil. O zaman daha iyi anlıyorum; neden her mahallede modern spor alanlarının olması gerektiğini…
Gaziantep’te tıp fakültesinden başlayıp Şahinbey’in Karataş Mahallesi’ne kadar uzanan metrobüs hattı ulaşımı rahatlatırken, konforu artırırken; Urfa’da benzer bir ulaşım sisteminin olmayışı düşündürücüdür. Neden Karaköprü’den başlayıp Balıklıgöl’e kadar uzanan bir metrobüs hattımız olmasın?
Mersin ve Gaziantep’te gördüğümüz akıllı trafik sistemleri, geniş yollar, düzenli kaldırımlar, ağaçlandırma ve peyzaj çalışmaları; yoğun bölgelerde özellikle kadınlar için yeterli sosyal donatı alanları; engelli vatandaşlarımız için şarj istasyonları… Bunlar insana verilen değerin göstergesidir.
Peki neden Urfa’da da olmasın? Neyimiz eksik? Kumumuz mu, çimentomuz mu, yoksa büyük düşünebilme cesaretimiz mi?
Şanlıurfa, geçmişte olduğu gibi bugün de büyük düşünmeyi hak ediyor. Bu şehir sıradan bir şehir değildir; insanlık tarihinin başladığı yerdir.
Dileğim odur ki Urfa, bir an önce hak ettiği vizyona, planlamaya ve hizmetlere kavuşsun; kadim geçmişine yakışır bir geleceği birlikte inşa edebilelim.














