Kıymetli okurlarım,
Son zamanlarda kentimizde yaşanan tatsız olaylar, hepimizin canını sıkmış görünüyor. Peki biz nasıl bu noktaya geldik? Hangi değerlerimizi yitirdik de bugün kendimizi bu tabloyla karşı karşıya bulduk?
Ahlaki, manevi ve dini pek çok değerimizin eridiğini söylemek ne yazık ki abartı değil. “Peygamberler şehri” diye övündüğümüz Şanlıurfa, neden bugün intiharlarla, cinayetlerle, torpille, tefecilikle, uyuşturucuyla anılır hale geldi? Aile yapısı güçlü, dini bağları kuvvetli bir kentte —hatta Türkiye’nin dört bir yanında— her gün haber kanallarında ve sosyal medyada duyduğumuz olaylar nasıl bu kadar sıradanlaştı? Ve en önemlisi: Yetkililerden önce biz, bu durumu ne kadar sorguladık?
Bir Şehrin Kayıp Hafızası
Balıklıgölümüz, Ulu Camimiz, Dergahımız, binlerce yıllık tarihimiz… Peygamberlerin evi, şeyhlerin mekanı, seyyitlerin yurdu olan bu şehir nasıl böylesine savruldu?
Madde bağımlılığı, kara para düzenleri, faiz ve tefecilik, telefon dolandırıcılığı… Bunlar Müslüman bir ailede yetişen bir gencin nasıl düşebileceği konular değil, demeyi isterdik. Ama gerçekler karşımızda duruyor.
“Parasızlık çok şey yaptırır” diye düşünenler var, fakat tefecilik ve kirli işlerin içinde olanların çoğu zaten varlıklı insanlar. Peki neden kazançlarını harama bulaştırıyorlar? Çünkü insan kolay olanın, “bedava sirke baldan tatlıdır” sözünün peşine düşüyor.
Benim asıl değinmek istediğim ise aile içi düzenin çöküşü ve toplumun ekonomik–sosyal sarsıntısıdır.
Teknolojinin Gölgesinde Büyüyen Bir Nesil
Şanlıurfa’da 35 yaş ve üzeri olanlar iyi bilir: Müslüman bir ailede büyümek önce edep, sonra değer öğrenmekti. Bugün ise teknoloji yozlaşması hem aileyi hem eğitimi hem de saygı kavramını yerle bir ediyor.
“Z kuşağı” diye nitelediğimiz gençler ne yazık ki bu tuzağın içine çekilmiş durumda. Peki yetkililer farkında mı? Elbette farkında. Ama asıl soru şu: Biz ne yapıyoruz? Çocuklarımız için gerçekten çaba gösteriyor muyuz?
Uyuşturucu kullanan, dilendirilen, silahla gezen çocuklar… Bu tablo neden hâlâ değişmiyor? Neden gençler kolay para kazanma hayaline kapılıyor? Ve neden biz tüm bunlar olurken sadece suçlu arıyoruz?
Misafirperverlik Nerede Kaldı?
“Şanlıurfalı misafirperverdir” derdik. Peki Haşimiye Meydanı’nda turistleri kazıklayan esnafı nereye koyacağız? Ya da memleketimize gelen misafirlerin çocuklarımız tarafından sokaklarda dilendirilmesini?
10 yaşına düşen uyuşturucu kullanımı varken, mahallemizdeki çocuklara bile sahip çıkamazken, hangi değerlerden söz ediyoruz?
Aşiret ağaları, makam sahipleri, ihalelerin peşinde koşanlar… Bu toplumun nereye savrulduğunu hiç sorguluyor mu?
Torpil, İftira ve Dürüstlüğün Çöküşü
Müslüman bir toplumda torpilin bu kadar normalleşmesi, üç beş kuruş için iftiraların havada uçuşması, dürüstlüğün ayaklar altına alınması… Bunların hangisi inancımızla bağdaşır?
Selamı bile Allah rızası için değil, menfaat için verir olduk. “Kelime-i Şehadet” gösterişin parçası haline getirildi. Düşünmek gerekmez mi?
Kendimize Dönüp Bakmadan Yol Alamayız
Sosyal medyada klavye kahramanlığı yapmak kolay. Ama önce dönüp kendimize bakmamız gerekiyor:
Bu toplumu bu hale getiren yanlışa biz nerede ortak olduk?
Hangi değeri korumakta yetersiz kaldık?
Bir Müslüman ülkenin nasıl bu noktaya geldiğini anlamak istiyorsak, önce kendi sorumluluğumuzu düşünmek zorundayız.
Saygılarımla…












