Dünya sahnesi, son günlerde yine o çok tanıdık, mide bulandırıcı tiyatroya ev sahipliği yapıyor. Bir yanda "uluslararası toplum" maskesiyle parmak sallayanlar, diğer yanda ise sicilleri kanla yazılmış olmasına rağmen adalet dağıttığını iddia eden modern zaman tiranları... İran’ın misilleme saldırıları sonrası ayağa kalkan Batı korosu, hep bir ağızdan "küresel tehdit" nakaratını söylerken; Çin’in Moskova Büyükelçiliği, hafızalara balyoz gibi inen o karanlık listeyi yayınladı. Bu liste; bir diplomasi belgesi değil, modern dünyanın utanç galerisidir.
Moskova'daki Çin Büyükelçiliği, II. Dünya Savaşı'ndan bu yana Amerika Birleşik Devletleri tarafından bombalanan ülkelerin bir listesini yayınladı:
Japonya: 6 ve 9 Ağustos 1945. Kore ve Çin: 1950–1953 (Kore Savaşı). Guatemala: 1954, 1960, 1967–1969. Endonezya: 1958. Küba: 1959–1961. Kongo: 1964. Laos: 1964–1973. Vietnam: 1961–1973. Kamboçya: 1969–1970. Grenada: 1983. Lübnan: 1983, 1984 (Lübnan ve Suriye'deki hedeflere saldırılar). Libya: 1986, 2011, 2015. El Salvador: 1980. Nikaragua: 1980. İran: 1987, 2025. Panama: 1989. Irak: 1991 (Körfez Savaşı), 1991–2003 (ABD ve İngiliz saldırıları), 2003–2015. Kuveyt: 1991. Somali: 1993, 2007–2008, 2011. Bosna: 1994, 1995. Sudan: 1998. Afganistan: 1998, 2001–2015. Yemen: 2002, 2009, 2011, 2024–2025. Pakistan: 2007–2015. Suriye: 2014–2015.Bu liste 30’dan fazla ülkeyi içeriyor. Çin şunları vurguladı:
II. Dünya Savaşı’ndan bu yana "barış elçisi" rolüne soyunan ABD’nin bombaladığı ülkeler, sadece harita üzerindeki isimlerden ibaret değildir. Japonya’da atom bombasıyla başlayan o dehşet verici süreç; Vietnam’da doğayı ve insanlığı katleden "Agent Orange" zehrine, Irak’ta "özgürlük" vaadiyle katledilen milyonlara kadar uzandı.
Sormak gerekir: Guatemala’dan Laos’a, Panama’dan Yugoslavya’ya kadar uzanan bu operasyonlar silsilesinde, "uygar" Batı ne zaman vicdanının sesini dinledi? Afganistan’ın tozlu sokakları veya Sudan’daki ilaç fabrikaları yerle bir edilirken, bugün İran’ı kınayan o "birleşik ses" neden derin bir sessizliğe gömülmüştü? Görünen o ki; hukuk sadece zayıfı bağlayan bir pranga, güçlünün işlediği suç ise "stratejik gereklilik" kılıfına sokulan bir kahramanlık hikâyesidir.
Bugün bölgemizde yaşanan vahşetin perde arkasında, siyasi hesapların ötesinde kadim bir karanlık yatıyor. İsrail’in bir savaş başlatmadan önce giriştiği o korkunç yıkım ve İran’daki kız çocuklarının hedef alınması, sıradan bir çatışma dinamiğiyle açıklanamaz. Gerekçeli bir bakış açısıyla bakıldığında; bu sistematik kıyım, adeta modern bir "kurban ritüeli"ni andırmaktadır. Güç dengelerini sarsmak ve toplumsal geleceği yok etmek adına, en masum olanların —çocukların— kanı üzerinden yürütülen bu strateji, bölgeyi istikrarsızlaştırmanın ötesinde, kolektif bir ruhu yok etmeyi amaçlayan teo-politik bir saldırıdır.
Gazze’de, Lübnan’da ve bölgenin geri kalanında ABD icazetiyle yürütülen bu soykırım, insanlığın ortak mirasına vurulmuş en ağır darbedir. Modern dünya, bir halkın yok edilişini canlı yayınlarda izlerken, adaletin sadece güçlülerin çıkarlarını koruyan bir kalkan olduğunu bir kez daha tescilledi.
Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy, sanki bugünün o "tek dişi kalmış" medeniyetine bir asır öncesinden şöyle haykırıyordu: "Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta; Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!" Akif, Batı’nın bu çifte standartlı, köhnemiş yapısını şu meşhur dizeleriyle ne kadar da haklı özetlemişti:
Uluslararası sistem, bu vahşete sessiz bir figüran kaldığı sürece bu kâbus bitmeyecek. Ne bir kınama ne bir yaptırım ne de samimi bir özür... Sadece korkak bir sükût ve utanmaz bir riyakârlık... Çin tarafından paylaşılan o 30 maddelik liste, aslında modern dünyanın günah defteridir.
Eğer bugün bir "küresel Vicdan’dan bahsedeceksek, önce Hiroşima'dan Gazze'ye, Bağdat'tan Tahran'a kadar dökülen tüm masum kanlarının hesabını sormakla işe başlamalıyız. Aksi takdirde adalet, sadece zalimlerin elinde bir oyuncak, medeniyet ise "tek dişi kalmış bir canavar" olarak kalmaya mahkûm olacaktır.
Hasan YILDIZ
Eğitimci-Yazar
Yorumlar
Kalan Karakter: