"Benim evladım biricik, toplum kötü; korunması gereken kişi benim çocuğum..." Sorsak hemen herkes aşağı yukarı aynı şeyleri söyler.
Peki durum buyken sana, bana göre değil; herkese göre kötü olanlar kimler? Hangimizin çocuğu?
Kaçımız sorunun kendi çocuğundan kaynaklanabileceğini düşünebilir? Ya da sorunun kendisinde olabileceğini kabul edebilir?
Sen yaşamadın diye senden olan evladının ruhunu öldürmüş olabileceğini hiç düşündün mü?
Daha doğmadan adını sadece sana hoş geldiği için belirlerken, yarın o ismi onun severek taşımak isteyip istemeyeceğini hiç düşündün mü?
Önüne koyduğun mamayı tiksine tiksine yuttuğunu gördüğünde, onun da bir damak tadı olabileceğini hiç düşündün mü?
Sırf kendin istediğin için, onun da bir birey olduğunu düşünmeden kafana göre menüler belirledin mi?
Okula başladığında herhangi bir gösterisini izlerken; onun gözündeki mutluluğu kaydetmek için mi onu videoya çektin, yoksa insanlar görsün diye mi çekip sosyal medyanda paylaştın?
Akademik anlamda onun mizacını, fıtratını tanıdığın için mi ona bir yol gösterdin; yoksa "Ahmet'in oğlu, Mehmet'in kızı şu mesleği, şu üniversiteyi kazanmış" desinler diye mi onu bu yola ittin?
Hasılı; ona yedirdiğinden içirdiğine, koyduğun isimden giydirdiğine, onun için seçtiğin mesleğe, hobilerine, sevincine, mutlu olduğu şeylere karar veren senin hayallerin mi oldu?
Yaşadığı ve öznesi olduğu hayatın ne kadarında onun varlığını kabullendiğini hissedip ona hissettirdin?
Bunu oturup düşündükten sonra eğer bu sorulara sessiz kalıyorsan, karşında sana haykıran o çığlığı duymadığına artık emin olabilirsin.
Varlığını, benliğini, ruhunu dinlemediğin biri olduysa tehlike çanları çoktan çalıyordur. Çünkü ruh boşluk kabul etmez. En içine kapanık olan, en yalnız kalan da kendine ait hissedeceği bir yer bulur, sığınacak bir kol arar. Ve hiç şüpheniz olmasın, mutlaka da bulacaktır. Sende var olamadıysa, var olabileceği bir yeri mutlaka bulur.
Bunu kabul etmeme gibi bir seçeneğin yok, zorundasın. Bunu kabul etmediğinde sadece kendi çocuğunu değil, başka insanların evlatlarının da başına büyük bir bela yetiştirdiğini çok acı bir şekilde tecrübe edeceksin. Şanlıurfa ve Maraş'ta yaşanan olaylar bunu gösterdi. Anneye, babaya göre "dokunulmaz" olan çocuklar, başkalarının evlatlarına dokundu.
Bunu kabul etmediğinde yaşadığın şey sadece senin körlüğün olur. Hele bir de karşıda güzel yetişmiş, ruhu capcanlı, hayatı güzelliklerle dolu evlatlar var ise... Senin, belki de ruh hastası olmuş çocuğunun, tertemiz insanların hayatlarını zindana çevirebileceği ihtimalini hep göz önünde bulundur.
Burada yapılacak olan sadece suçlayıcı bir yaklaşım sergilemek değil.
3D Kuralını Uygula:
DUY, DİNLE, DÜŞÜN... Duymayı bilirsen sana belki de haykıracaktır.
Peki sen öğretmen arkadaşım; "Aile bunu duyamıyor mu? Belki de burada Allah bu görevi bana vermiştir." diye düşün. Sınıfında 30 tane bedenin yanında, bunların taşıdığı bir ruh var. Sesini duymayı bekleyen mutlaka biri vardır. İyi bir öğretmenin sadece çok iyi ders anlatan bir sunum makinesi olmadığını geçmiş tecrübeler ve tarih bize göstermektedir. Mesai saatleri içinde sadece ders anlatmak başka, bir insan kazanmak bambaşka şeylerdir. En büyük sorun, en basit yolu seçip suçu bir yerlere atmaktır.
Yaşanan her olayda sorgusuz sualsiz herkes öncelikle kendini sorgulayarak, kendi sorumluluklarını hatırlayarak olaylara yaklaşırsa; kelebek etkisi gibi, bahar her yerde aynı anda başlar.
Yorumlar
Kalan Karakter: