Kıymetli okurlarımız,
Urfa denince aklınıza ne geliyor?
Sıra geceleri, çiğ köfte, Balıklıgöl, Harran’ın kümbet evleri mi?
Ulusal medya ekranlarını açın; Urfa dendiğinde hâlâ aynı görüntüler karşımıza çıkar: Harran ovasında toprak damlı evler, mum ışığında oturan insanlar, başında poşusu, elinde darbukasıyla sıra gecesi yapan birkaç adam…
Ve sanki Urfa bu kareden ibaretmiş gibi bir algı yıllardır canlı tutulur.
Ama gerçek bu mu?
2025 yılında hâlâ “Urfa’da elektrik var mı?” diye soranların olduğu bir ülkede, bu sorunun cevabını açıkça vermemiz gerekiyor: Urfa sadece kümbet evlerden ibaret değil, ama ne yazık ki hâlâ kümbet evlerin gölgesinde yönetiliyor.
Yanlış Tanıtılan Şehir: Kartpostallarda Kalan Urfa
Ulusal ve yerel medyanın tembelliği, Urfa’yı yıllardır geçmişte bırakıyor. Harran’ın o muazzam mimarisi elbette kıymetli bir miras ama Urfa, sadece tarih kokan taş duvarlardan ibaret değil.
Kentin yeni yüzü, genç nüfusu, üretim potansiyeli, akademik gücü ve sanayideki direnci medyada yer bulamıyor.
Televizyonlarda hâlâ aynı sahneler dönerken, dışarıda bir gerçek var: Urfa’da yıllardır süren liyakat krizi, torpil düzeni, yatırım eksikliği, sağlıkta yetersizlik ve eğitimdeki adaletsizlik insanları küstürüyor.
Bu şehri “köy” sananlar, aslında bizlerin sessizliğinden cesaret alıyor.
Liyakat Yerine Torpil Kırık Bir Yönetim Zinciri
Bir şehir, işin ehline verilmezse geride kalır.
Urfa’da yıllardır görüyoruz: Kurum yöneticileri torpille atanıyor, işi bilen değil “birilerini tanıyan” koltuğa oturuyor.
Bu zincir sadece yöneticilerle bitmiyor; arkalarında da “küfüne yiyiciler” dediğimiz çıkar çevreleri var.
Projeler başlıyor ama sonuçlanmıyor, iyi fikirler destek görmeden çürüyor.
İşin ehli olanlar kenara itilince, memleketin geleceği heba oluyor.
Bu düzene “dur” demenin yolu siyasetle değil, liyakatle mümkün.
Artık kimsenin “bizden” ya da “onlardan” diye ayrılmadığı, bilgi ve emekle yükseldiği bir Urfa’ya ihtiyaç var.
Sağlıkta Gerçek Hizmet, Gerçek Doktorlar
Urfa’nın 13 ilçesi var ama sağlık hizmetleri bu sayıya denk değil.
Kağıt üstünde “doktor atandı” denilen sayılar gerçeği yansıtmıyor.
Birçok ilçede uzman doktor yok, olan da kısa süreli geçici görevlerle gidiyor.
Halk, devlet hastanelerinde çare ararken liyakatli yöneticiler bulamıyor.
Hastanelerde yöneticilik koltukları bile siyasetle, referansla dolduruluyor.
Oysa sağlık siyasetin değil, vicdanın işidir.
STK’lar, medya, kurumlar ve üniversiteler bir araya gelip halk sağlığı üzerine bilinçlendirme projeleri yürütmeli.
Urfa’nın sağlıkta örnek şehir olması, ancak ortak akılla mümkün.
Eğitimde Geride Kalan Şehir
Urfa, genç nüfusuyla Türkiye’nin en dinamik şehirlerinden biri.
Ama bu gençliğe yeterli eğitim alanı sunabiliyor muyuz?
Ne yazık ki hayır.
Sınıflar kalabalık, öğretmen sayısı yetersiz.
Bazı okullar harabe durumda, altyapı yok, kaynak yok.
Buna karşılık özel okulların sayısı artıyor.
Eğitimde fırsat eşitliği ortadan kalkıyor.
Devlet okulları güçlendirilmeli, yeni okul yatırımları planlı bir şekilde yapılmalı.
Öğretmen açığı giderilmeli.
Ve en önemlisi, eğitim sadece bilgiyle değil, ahlak ve maneviyatla desteklenmeli.
Harran Üniversitesi’nin “dünyanın ilk üniversitesi mirasına sahip” olduğu hep söylenir ama bu miras hatırlatılmıyor.
Eksik bölümler açılmalı, yeni öğrenciler çekilmeli, Şanlıurfa’yı bölgesel bir eğitim üssü haline getirecek özel ve vakıf üniversitelerine teşvik sağlanmalı.
Engelsiz Bir Urfa Hayal Değil
Urfa’da dezavantajlı kesimler, özellikle engelli bireyler hâlâ görünmez durumda.
Erişilebilirlik sadece rampayla olmaz; bilinçle olur.
Kaldırımlar, kamu binaları, ibadethaneler, hatta tarihi alanlar bile erişilebilir hale getirilmeli.
Bu konuda düzenli denetim ve toplumsal farkındalık kampanyaları şart.
Urfa, “engelsiz şehir” unvanını hak edecek bir dönüşüm geçirmeli.
Turizm Kültürün Değil, Menfaatin Gölgesinde
Urfa, Göbeklitepe gibi bir dünya mirasına sahip.
Ama turizmde hâlâ yerinde sayıyoruz.
Sıra geceleri, konuk evleri, restoranlar kültürü tanıtmak yerine menfaate hizmet ediyor.
Yabancı turist, gelenek yaşasın diye değil, kandırılmasın diye dua ediyor adeta.
Turizmde düzen şart.
Esnaflar eğitilmeli, denetimler artırılmalı, oteller deprem ve yangın güvenliği açısından elden geçirilmeli.
Urfa misafirperverliği sadece sözle değil, hizmetle gösterilmeli.
Sanayi ve Gelecek Dost İlişkilerle Değil, Gerçek Üretimle
Urfa’nın gençleri işsizlikle mücadele ediyor.
Sanayi yatırımları dost–ahbap ilişkileriyle yürütülürse, bu sorun çözülmez.
Organize Sanayi Bölgeleri hızla tamamlanmalı, altyapı eksikleri giderilmeli.
“Şanlıurfa Geleceğe Umutla Bakıyor” projesi gibi kapsamlı bir kalkınma planı hayata geçirilmeli.
Sanayi, eğitim ve turizm el ele verirse, Urfa yalnız Güneydoğu’nun değil, Türkiye’nin parlayan yıldızı olur.
Belki içinizden “Hani yazının başında kümbet evlerden bahsedecektin, nereden geldik bu kadar konuya?” diyorsunuz.
Ama işte mesele tam da bu:
Urfa yıllardır kümbet evlerle anılıyor ama o evlerin gölgesinde bir şehir çürüyor.
Eğer biz hâlâ liyakat yerine aşiret, bilgi yerine torpil konuşuyorsak;
Urfa’yı ne kadar tanıtırsak tanıtalım, kimseye inandıramayız.
Urfa’nın en büyük düşmanı dış güçler değil; aşiretçilik, hısımlık ve suskunluktur.
Bu zinciri kırmadıkça, biz hâlâ kümbet evlerin arkasında mum ışığında oturan insanlar olarak anılmaya devam edeceğiz.
Ve son olarak…
“Akılınızı kullanılmadıktan sonra, kiraya vermenin de anlamı yoktur.”
Vesselam.
Yorumlar
Kalan Karakter: