Kıymetli Okurlarım;
Ortadoğu'nun yüzyıllardır süregelen karmaşası, ne yazık ki 21. yüzyılda da devam ediyor. Suriye'de belirsizlik, ülkenin haritasını birleştirmeye çalışan geçiş hükümetinin yetersizliğiyle daha da derinleşiyor. Özellikle Kuzey Suriye ve Lazkiye çevresinde Alevi Arapların özerklik talepleri gündeme gelirken, bu meselenin bir türlü çözülememesi dikkat çekiyor. Suriye’nin etnik ve mezhepsel çeşitliliği, geçiş hükümetinin elini zayıflatıyor ve ülkenin yeniden yapılanma sürecini imkansız hale getiriyor.
Öte yandan, İsrail’in son günlerde Şam başta olmak üzere Suriye’nin çeşitli bölgelerine düzenlediği saldırılar, sadece bölge ülkelerini değil, tüm dünya kamuoyunu endişelendiriyor. Golan Tepeleri’ndeki işgal hâli sürerken, İsrail’in dün gece Suriye topraklarına yeni bir operasyon başlatması, gerilimi bir kat daha artırdı. İsrail'in, Suriye sınırına yakın bölgelerdeki güvenli tampon bölge talepleri de Suriye hükümetini zorluyor. İsrail, Suriye hükümetinin alacağı kararlara karşı adeta her saldırısının karşılıksız kalmasını bir fırsat olarak görüyor.
Gazze'deki durum ise içler acısı. İsrail'in bombardımanları neredeyse her saat devam ediyor ve sivil kayıplar her geçen gün artıyor. 7 Ekim'den bu yana devam eden insani kriz, dünya kamuoyunun gözleri önünde bir felakete dönüşmüş durumda. Son olarak, Kassam Tugayları’nın sözcüsü Ebu Ubeyde’nin bir İsrail suikastı sonucu hayatını kaybetmesi, direnişin sembol isimlerinden birinin kaybı olarak tarihe geçti. Bu gelişmeyle birlikte, Kassam yönetici kadrosunun büyük bir kısmı da saf dışı kalmış oldu. Savaşın yıkıcı etkileri sadece bölgeyi değil, dünya çapında bir vicdan muhasebesine sebep oluyor.
Ancak, umut da var. Uluslararası Sumud Filosunun hareketiyle birlikte, Avrupa’da Filistin’e olan destek artmış durumda. İspanya ve Fransa gibi ülkeler, Filistin devletini tanıma konusunda öncülük ederken, diğer Avrupa ülkeleri de bu adımları takip etmeye başladı. Bu, Filistin davası için önemli bir dönüm noktası olabilir. Dünya, bu konuda daha fazla sorumluluk almalı, bölgedeki zulme karşı durmalıdır.
Ukrayna-Rusya savaşına gelince, sahada pek bir değişiklik olmasa da diplomasi cephesinde hareketlilik hız kazandı. Putin’in eski ABD Başkanı Trump ile yaptığı görüşme ve ardından Moskova’ya davet etmesi, Rusya'nın diplomasi masasında elini güçlendirdiği yorumlarına yol açtı. Buna karşılık, Ukrayna Cumhurbaşkanı Zelenski, Avrupa başkentlerini ziyaret ederek Ukrayna'nın uluslararası desteğini artırmaya çalışıyor. Ancak ABD'nin Ukrayna’yı giderek yalnız bırakması, dünya kamuoyunda büyük bir endişe yaratıyor.
Asya’da da huzursuzluk giderek tırmanıyor. Nepal hükümetinin sosyal medya kullanımına getirdiği sınırlamalar, halkın tepkisini çekti ve sokaklara dökülen halk, hükümeti devirerek bir devrim gerçekleştirdi. Nepal’deki bu toplumsal huzursuzluk, bölgedeki diğer ülkelerde de benzer sorunların ortaya çıkmasına zemin hazırlıyor.
Krizler, Katliamlar ve Vicdanın Sessizliği
Ortadoğu’da kan ve gözyaşı, Ukrayna’da belirsizlik, Asya’da toplumsal huzursuzluk derken dünya, her geçen gün farklı cephelerde gerilimle boğuşuyor. İnsanlık, adalet ve huzura ulaşmak için dikenli ve acı dolu bir yoldan geçiyor. 21. yüzyılda toplu katliamlar yaşanıyor, insanlık gelişmek yerine barbarlıkla, açgözlülükle ve modern cehaletle yönlendiriliyor. İnsan hayatı ucuzlanmış durumda ve bu karanlık çağda yaşıyoruz.
Değerli okurlarım, her toplum bir doğumla yeni bir hafıza oluşturur. Fakat 21. yüzyılda yaşanan katliamlar, savaşlar ve acılar, çocuklarımızın ve geleceğimizin çok kötü ve çirkin anılarına dönüşüyor. Bizler, iki dünya savaşını atlatmış bir insanlık olarak, barışçıl bir geleceği inşa etme sorumluluğuna sahibiz. Yeni nesilden beklentim şudur: Daha barışçıl, empatik ve insancıl bir dünya kurmak. Ancak, bu ancak el birliğiyle mümkündür.
Acının ve Vicdanın Rengi Olmaz!














