03 Eylül Çarşamba günü (Yarın) Hz. Peygamber’in doğumunun 1500. yıl dönümüdür. Her sene Resulullah’ın doğumunu M. 20 Nisan’da ve H. Rebiu’l Evvel ayının 12’si olmak üzere iki defa kutluyoruz. Buna rağmen her gün manevi değerlerimizden hızla uzaklaşıyoruz.
O halde Mevlid-i Nebiyi nasıl anlamalıyız?
Hz Peygamber 23 yıllık görevi süresince bize ne bıraktı?
Hz. Fâtıma (r.aha) sevgili babası Hz. Peygamber (s.a.v.) için şöyle diyor:
“Eğer bu zorluklar, gündüzlerin başına gelseydi, gündüzler geceye dönüşürdü.”
İşte o kutlu Peygamber, gece-gündüz durmadan her sıkıntıyı göze alarak bu dini tebliğ etti. Bize bu büyük emaneti bıraktı. Bu emanete sahip çıkarak doğumunu kutlamış oluruz. İslam davasına sarılmakla ve Hz. Peygamber’in sünnetine uymakla doğumunu kutlamış oluruz. Getirdiği ebedi nura ve saadet yoluna yeniden sımsıkı sarılmakla mevlidini kutlamış oluruz.
“(Ey Muhammed!) biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”[1]
Hz. Muhammed (s.a.v.); küfrün, zulmün, şirk ve bâtılın yok olması; imanın, nurun ve hidâyetin hakim olması için gönderilmişti. Böyle tanıdığımızda onun doğumunu kutlamış olacağız.
“Kim peygambere itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse, (bilsin ki) biz seni onlara bekçi göndermedik.”[2]
“Hayır! Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar.”[3]
Müslümanlar, yukarıdaki ayetleri anlayıp amel ettiklerinde, Hz. Peygamber'in doğumunu kutlamış olacaklar.
“Sizden biriniz, beni anasından-babasından, çoluk-çoçuğundan ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe iman etmiş olamaz”[4]
Bu hadisin gereğini yaptıklarında doğumunu hakkıyla kutlamış olurlar.
Sahabe-i Kiram (r.a.) Resûlullah (s.a.v.)’ı candan sevmenin, imanın bir gereği olduğuna inandılar ve öyle sevdiler. Allah ve Resûlü diğer şeylerden daha sevimli olmadıkça imanın hazzına eremeyeceğinin şuuruyla yaşadılar.
Onu böyle sevdiğimizde gerçek anlamda onun doğumunu kutlamış olacağız.
“Biz, seni ancak bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmezler.”[5]
Müjdeleyiciydi
İman edip İslama hakkıyla sarılanları Rabbimizin rızasını, rahmetini, mağfiretini ve cenneti müjdeledi. Sünnetine tabi olanları müjdeledi. Namazı huşu ile kılanları, Allah yolunda cömertçe infak edenleri, merhametli olanları müjdeledi. Edep, hayâ, takva sahibi müslümanları müjdeledi. Dürüst taciri, tesettüre bürünen müslüman hanımları, adil yöneticileri, ana-babaya itaat eden evlatları, akrabayı gözetenleri, Allah’ın nimetlerine şükreden, sıkıntılara sabreden, komşunun hakkını gözeten, sözünde duran, nefsine hâkim olan, kimsenin ayıbını yüzüne vurmayan, hakkın ve haklının savunucusu olan, zulüm ve sömürünün karşısında duran müslümanları, Rabbimizin rızasıyla, mağfiretiyle ve cennetle müjdeledi.
Müslümanların kardeş olduğunu müjdeledi.
Evet; unuttuğumuz İslam kardeşliği! Diyelim ki Rabbimiz öyle bir imkan verseydi de o Rahmet Peygamber’i Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) çarşamba günü mübarek ravzasından kalkıp gelseydi ve: Gazze’de olanlardan haberiniz var mı? Onlar sizin kardeşiniz değil mi? Kardeş kardeşe sırt çevirir mi? Onlara yapılan bu tarifi imkânsız vahşete sessiz kalır mı? Diye sorsaydı ne cevap verirdik. İşte bizler kardeşliğimizi yeniden tesis ettiğimiz gün Mevlid-i Nebi’yi kutlamış olacağız.
Uyarıcıydı
Tövbe edilmediği takdirde Allah’a şirk koşmanın, zulmün, namazı terk etmenin, çıplaklığın, din kardeşini düşmana teslim etmenin, faiz yemenin, zina yapmanın, içki içmenin, kumar oynamanın, yalan söylemenin, iftira etmenin cezasının cehennem olduğunun uyarısını yaptı.
Rasulullah (s.a.s.) her yönden örnek alınarak, onun yüce ahlakını yaşayarak ve yaşatmaya çalışarak doğumu kutlanır.
Binlerce salat ve selam senin üzerine olsun ey alemlerin efendisi! Binlerce salat ve selam senin üzerine olsun ya Resulallah!
Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketi Peygamber Efendimizi tek önder, tek lider kabul eden, onun kutlu davasını anlayan ve yaşayanların üzerine olsun...












